Neden Az Parası Olan Daha Çok Harcar?
“Asgari ücretle çalışıyor ama elinde son model telefon var.”
Bu cümleyi sokakta, otobüste, sosyal medya yorumlarında kaç kez duyduğunuzu bir düşünün. Genellikle içinde bir parça kınama, bolca üstenci bir akıl hocalığı ve derin bir empati yoksunluğu barındırır. İnsanlar sanır ki, yoksulluk sadece bir “matematik” problemidir, geliri gidere uyduramama beceriksizliğidir.
Oysa iktisat sadece rakamlarla değil, insan ruhunun o dehlizli labirentleriyle, yani davranışsal psikolojiyle göbekten bağlıdır.
Gerçek şu ki dostlar,
Bu sistemde fakirler, paradoksal bir biçimde, hayatı zenginlerden çok daha pahalıya yaşıyor. Literatürde buna “poverty premium” (yoksulluk primi) deniyor. Alt gelir grubundakiler, daha kötü koşullarda yaşamaya mahkûm edildikleri yetmezmiş gibi, aynı temel ihtiyaçlara erişmek için aslında daha fazla bedel ödüyorlar. Ama mesele sadece sistemin adaletsizliğiyle sınırlı değil, sistemin içindeki insanın, o sistemle baş etme biçimiyle de ilgili.
Gelin, o asgari ücretlinin cebindeki lüks telefonun psikososyal anatomisine daha yakından bakalım.
Gelecek Belirsizse, Bugünün Kahvesi Lükstür
Sürekli maddi stres altında, kronik bir belirsizlikle yaşayan bir beynin çalışma prensibi değişir. Önünü göremeyen, yarın kirasını ödeyip ödeyemeyeceğini bilmeyen bir insana “Uzun vadeli yatırım yap, geleceğini güvenceye al” demek, çölde kutup ayısı aramaya benzer. Davranışsal iktisat buna “temporal discounting” (zamansal iskonto) diyor.
Gelecek o kadar flu ve güvensizdir ki, insan zihni uzun vadeli ve büyük hedefler yerine, hemen şimdi ulaşabileceği kısa vadeli psikolojik ödüllere yönelir. (Kısa süreli dopamin edinimi)
Bir ev alamazsınız. İyi bir semtte yaşayamazsınız. Bir araba sahibi olmak artık hayal sınırının bile ötesindedir. Büyük kapılar yüzünüze kapandığında, siz de kendinize küçük kapılar aralarsınız.
İşte o son model telefon, taksitle alınan o marka mont ya da havalı bir semtte içilen 350 liralık o kahve birer “mikrolüks”tür. Büyük hayalleri elinden alınmış insanın, ben de buradayım, ben de yaşıyorum deme biçimidir.
Hele ki herkesin hayatının en parlak, en görkemli kesitlerini gözümüze soktuğu bu sosyal medya çağında, bu durum bir hayatta kalma refleksine dönüşüyor.
Sosyolog Thorstein Veblen’in kulaklarını çınlatmanın tam zamanı “Conspicuous consumption”, yani gösterişçi tüketim.
Burada satın alınan şey nesnenin kalitesi veya işlevi değildir, o nesnenin size geçici olarak teyit ettiği sosyal statüdür.
Güvercin gibi Kartlara Takla Attırmak
Ancak bu mikrolükslerin faturası, göründüğünden çok daha ağır bir fırsat maliyetiyle önümüze gelir. Kendimizi şımartmak, o kronik stresten birkaç saatliğine de olsa kaçmak için kredi kartlarını patlatarak aldığımız her küçük ödül, bizi aslında yarınımıza borçlandırır.
Sonra ne mi olur? Borç çevirmekten, asgari tutarı ödeyip güvercin gibi kartlara takla attırmaktan yorulan bir ruh, hayatıyla ilgili radikal kararlar alamaz hale gelir.
Eğitimine yatırım yapamaz, kariyerini değiştirmek için risk alamaz, o vizyoner sıçramayı gerçekleştirecek mental alanı bulamaz.
Üstelik finansal sistem de bu çaresizliği ödüllendirmez, cezalandırır. Kredi kartı limitinizin sürekli dolu olması, bankacılık sisteminde “kronik nakit akışı stresi” olarak okunur. Kredi skorunuz baskılanır ve günün sonunda, paraya en çok ihtiyacınız olduğu anlarda, nakit zenginlerine kıyasla çok daha yüksek faizli, çok daha pahalı krediler kullanmak zorunda kalırsınız. Alın size kusursuz bir fakirleşme döngüsü.
Finansal Olarak Güçlü Bir Kadın / Erkek Olmak
Elbette kimsenin kendi kazandığı parayı nasıl harcayacağına karışamayız. Hayatın bu kadar gri olduğu bir dönemde, insanın kendisini şımartmak istemesi kadar insani, kadar şefkat ihtiyacı barındıran bir duygu olamaz.
Ama kendimize dürüst olalım
Banka hesabında binlerce lirası olan, finansal olarak sorumluluk sahibi, ayakları yere basan o özgür insan profilinin verdiği içsel huzur, hiçbir mikrolüksün ikame edemeyeceği kadar sağlıklıdır.
Üstelik jeopolitik istikrarsızlığın ve ekonomik volatilitenin tarihi seviyelerde seyrettiği bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde alacağımız finansal kararlar, yarın uyandığımızda bizi ya çok daha güçlü bir noktaya taşıyacak ya da o girdabın dibine çekecek.
Gelin, anlık tatminlerin kölesi olmak yerine, gelecekteki kendimize büyük bir iyilik yapalım. Bu dönemi, geçici statü sembolleriyle kendimizi avutarak değil, finansal bağışıklığımızı güçlendirerek geçirelim.
Öyle bir strateji kuralım ki, zamanı geldiğinde kendimize dönüp kocaman bir “Teşekkür ederim” diyebilelim. Çünkü gerçek lüks, borçsuz bir uyku ve kimseye muhtaç olmayan bir özgürlüktür.
nereden mi biliyorum en üst seviyeyi de en alt seviyeyi de, zamanın da ben bu hatalar ile yaptım
Aşk’la….