Adana’da sosyal medyada dolaşıma giren ve “hem okula hem karakola saldırı yapacağız” ifadelerini içeren paylaşım,sıradan bir provokasyon olarak geçiştirilecek türden değil.Üstelik mesajda özellikle tarih verilmesi – 23 Nisan – meselenin boyutunu daha da büyütüyor.

Bilindiği gibi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı sadece bir kutlama günü değil;çocukların,ailelerin ve eğitim kurumlarının en yoğun olduğu günlerden biri.Böyle bir güne atıf yapılarak yapılan tehdit,ister gerçek ister korku yaratma amaçlı olsun,ciddiyetle ele alınmak zorunda.
Paylaşımda yer alan ifadeler – ekip halinde hareket etme,el yapımı patlayıcı iddiaları ve “kalabalık dağıldıktan sonra eylem” vurgusu – klasik bir gözdağı metninin ötesine geçiyor.Bu tarz içerikler genellikle ya dikkat çekmek ya da kaos algısı oluşturmak için hazırlanır.Ancak unutulmaması gereken şu:Niyet ne olursa olsun,sonuçları ağır olabilir.
Bu noktada mesele sadece bir gözaltı haberi değil.Asıl önemli olan,bu tür içeriklerin toplumda nasıl yankı bulduğu ve nasıl karşılık verildiği.Çünkü sosyal medya artık sadece bir iletişim aracı değil;aynı zamanda psikolojik etki alanı.
Gazeteci gözüyle bakıldığında burada iki kritik başlık öne çıkıyor:
Birincisi:Zamanlama.
23 Nisan gibi sembolik ve kalabalık bir günün hedef gösterilmesi tesadüf olarak değerlendirilemez.
İkincisi:Algı yönetimi.
Bu tür paylaşımlar çoğu zaman fiziki bir eylemden çok,korku yaymayı hedefler.Ancak bazen tam da bu nedenle tehlikelidir.
Bu nedenle açık konuşmak gerekiyor:
Resmî bir açıklama yapılmış olsun ya da olmasın,bu tarz tehditlerin “ciddiye alınma eşiği” düşürülmemeli.
Okullar,veliler,öğretmenler ve sahada görev yapan güvenlik birimleri açısından dikkat seviyesinin artırılması gerektiği ortada.Panik yaratmadan,ama rehavete de kapılmadan…
Çünkü bazen bir paylaşım,sadece bir paylaşım değildir.
Kaynak:TgrtHaber
Araştırmacı/Yazar: DEMET ADANAR