
–Edebiyat, insan ruhunun en ince tüylerine dokunan, duyguların ve düşüncelerin en saf haliyle ifade bulduğu kutsal bir alan. Bu alanda kendine özgü söylemi ve sözünün derinliğiyle öne çıkan şairlerden biri de Hüseyin Ergün.ben onu “Yitik Düşlerin Şairi” olarak tanımlıyorum şiirleriyle okurlarının yüreklerine dokunurken, gündemdeki sorunları ve problemleri adeta ozansı bir eylemle ile gün yüzüne çıkarıyor.
Edebiyatın gonca güller gibi açan şiirleri arasında, Hüseyin Ergün’ün eserleri, sevginin, yaşamın ve insan olmanın en güzel ifadeleriyle parıldıyor. Onun şiirleriyle, edebiyatın büyülü dünyasında unutulmaz bir yolculuğa çıkmak, her dizede yeniden doğmak demek.
Yitik Düşlerin Şairi: Hüseyin Ergün…
Edebiyatın içinde kaybolmak, hayatın en derin acılarını ve en tatlı anılarını bir şiirin satırlarında bulmak… İşte Hüseyin Ergün’ün kalemiyle buluşan her okuyucu, böyle bir yolculuğa çıkıyor. Onun her mısrası, sanki Anadolu’nun dört bir yanından toplanmış dertleri, sevinçleri, aşkla yoğrulmuş yürekleri temsil ediyor. Yanık Anadolu türkülerini, ezgilerin dokunmadığı yerlere şiirleriyle taşıyan, insanların yüreğine sözleriyle dokunan bir usta. O, bir nebze olsun insanları düşündüren, onlara hayatın anlamını ve derinliğini hatırlatan, yaşamın karmaşık yanlarını su yüzüne çıkaran, kimi zaman yanık bir türkü gibi acı, kimi zamansa baharın ilk çiçekleri gibi umut dolu bir söylemdir.
Ergün, yalnızca şair değil; aynı zamanda gazeteci ve yazar. Hayatın içinden kopup gelen hikâyeleri, yaşanmışlıkları ve toplumsal olayları kalemine ustaca yansıtan bir gözlemci. Her bir dizesinde, konuşamayanlara ses, gözyaşı dökenlere yoldaş olmayı hedefler. İnsanların kendi içsel acılarını dindirebilecekleri ve günlük koşuşturmaların arasında kaybolmuş duygularını bulabilecekleri bir şiir de olduğu gibi gazetecilikte de yaratıcı ve cesurdur. Onun kaleminden dökülen her sözcük, insan ruhuna işler ve duygulara tercüme olur.
Eserlerinde aşkı, dostluğu, özlemi ve insan olmanın güzelliklerini işlerken; yaşanmışlıkları unutulmaz birer hatıra gibi nakşeder. “İzmir kadar yüreğiyle insanca insana davranan” bu şair, yüreğini, şiirlerini okuyana açar, düşlerini herkesle paylaşır. Şiirlerinde, insana dair en saf ve gerçekçi yanlarıyla buluşur okuyucu. Ergün’ün kelimeleriyle dolu bir şiir okurken, insan; doğayı, insanı, yaşamı bir bütün olarak görebilir, onun anlamını derinlemesine kavrayabilir.
okuyucusuna yalnızca sözlerle değil, bir ruh iklimiyle de dokunur. Düşünce ikliminde birer yağmur damlası gibi süzülen, gönüllere yerleşen şiirler onun kaleminden dökülür. Ve bu damlalar, her biri bir duygu denizine ulaşarak okuyucusunu kendine çeker. Şiirlerinde, insanı sevmenin anlamını, yaşamı ve hayatı kucaklamanın gerekliliğini işler. Ergün’ün dediği gibi; “Gece yağan yağmur gibi sevmek gerekir insanı; ne sessiz ne kirli.” İnsanlık, saf ve dolaysız bir sevgiyi hak eder.
Onun şiirleri sadece sözler değil, hayat dersleri gibidir. Düşünceleri, insana dair inançları ve dostça nasihatleri ile şiirlerinde bir bilge gibi konuşur Ergün. gönül gözünü açar, en derin hislerini uyandırır ve onları insanca değerlerle buluşturur.
Her dizesinde sevgi, merhamet, insanlık ve dostluk gibi evrensel değerlere vurgu yapan Türk şiirinin naif sesi olarak edebiyat sahnesinde yerini sağlama alacağına inanıyorum. Şairin, hayata ve insana dair düşüncelerini her dizesinde öne çıkararak, edebiyatın saf güzelliğini şiirlerinde taçlandırması; onu “yitik düşlerin şairi” kılıyor.