Yıllar önce, pazarda domates seçerken parmaklarımızla tartardık. Şimdi parmaklarımızla şifre giriyoruz.
Türkiye’de pazarcıya POS cihazı zorunluluğu gündemde. Evet, yanlış duymadınız. Artık teyzemin “bozuktan say” dediği 50 lirayı da, pazarcının “veresiye olur ama QR yok” cevabını da dijital devrimin vicdanına bırakıyoruz. Çünkü her şey “temassız”, ama etkisi çok “temaslı”.
Küçük Esnaf, Büyük Yazılım
Pazarcının çığırtkanlığı artık şöyle olabilir mi?
> “Gelin ablaaa! Taptaze salatalık, fişli fişli! Banka onaylı, IBAN garantili!”
Zorunlu POS cihazı uygulamasıyla birlikte pazarcının sepetinde marul, domates, biberin yanına bir de dijital banka terminali eklenecek. Hayır, Google Pay’i unuttuk sanmayın. Bir sonraki aşamada pazarda muhtemelen “blokzincirli börülce” dönemi başlayacak.
Vergi Kaçağı mı, Nakit Av mı?
Yetkililer, uygulamanın amacı olarak vergi kaçağını engellemekten bahsediyor. Ama sokaktaki vatandaş şunu soruyor:
“Elektrik faturasını ödeyemeyen pazarcı, POS cihazı için modem elektriğini nereden bulacak? Ya da interneti?”
Nakit Paraya Elveda, Hür Ticarete de Mi?
POS cihazı zorunluluğu, sadece ödeme sisteminin değişimi değil; aynı zamanda bireyin ekonomik özgürlüğünün sınırlandırılması olarak da yorumlanıyor. Çünkü her işlem kayıt altında, her ürün izlenebilir hale geliyor. Dijitalleşme ile şeffaflık sağlanıyor, ama mahremiyet ne oluyor?
“Şu kıvırcığın parasını eşim görmesin” diyen vatandaşın sonu da geliyor demektir!
Sonuç mu?
Pazarcı artık bağırmayacak:
> “Tazecik domatesler!”
diye. Onun yerine bağıracak:
> “Şarjım bitti! Ödeme alamıyorum!”
KEYİFLİ OKUMALAR…
Demet ADANAR
ARAŞTIRMACI/YAZAR