Bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük kararlar değildir.
Sadece birkaç saniyedir.
Söylenmeyen bir cümle…
Atılmayan bir mesaj…
Çarpılmayan bir kapı…
Kırılmayan bir kalp…
Hayatım boyunca şunu gördüm. İnsanların en büyük pişmanlıkları düşündükleri değil, düşünmeden verdikleri tepkiler oldu.
Ne yazık ki bugün en hızlı yayılan şey bilgi değil. Duygular.
Bir kişinin taşıdığı gerginlik, bir evin iklimini değiştirebiliyor. Evde yükselen ses, çocuğun karakterine işleniyor. İş yerinde yapılan aşağılayıcı bir çıkış, insanların üretme isteğini söndürüyor. Trafikte birkaç saniyelik taşkınlık, yıllarca sürecek acılara dönüşebiliyor. Bir sosyal medya paylaşımının altına yazılan kırıcı bir cümle bile, hiç tanımadığımız bir insanın hayatında görünmez yaralar açabiliyor.
Toplum dediğimiz şey aslında birbirine temas eden milyonlarca ruh halinden oluşuyor. Bu yüzden hiçbir duygu yalnızca onu yaşayan kişiye ait kalmıyor. Taşıdığımız yükü farkında olmadan birbirimize devrediyoruz.
İşin en acı tarafı ise bedelini önce kendi bedenimizin ödemesi.
Kontrol edemediğimiz her taşkınlıkta kalbimiz daha hızlı atıyor. Tansiyon yükseliyor. Kaslar geriliyor. Sindirim sistemi alarm veriyor. Uyku kaçıyor. Günler geçiyor ama beden o birkaç dakikalık fırtınayı saatlerce, bazen günlerce yaşamaya devam ediyor. Karşımızdakine yönelttiğimizi sandığımız yıkımın ilk durağı aslında kendi bedenimiz oluyor.
Oysa beynimiz bize çok kıymetli bir fırsat sunuyor.
Sadece beş saniye…
Hatta mümkünse on saniye…
Derin bir nefes…
İşte o kısa aralıkta insan, içgüdülerinin esiri olmaktan çıkıp iradesinin sahibi olabiliyor. Çünkü ilk tepki çoğu zaman duygunun sesidir. Birkaç saniye sonra konuşmaya başlayan ise akıldır.
Belki de bugün toplum olarak en çok ihtiyacımız olan eğitim, birbirimizi susturmayı değil, kendimizi durdurmayı öğrenmektir.
Çünkü güçlü olmak, sesini yükseltmek değildir.
Güçlü olmak, sesini yükseltebilecekken yükseltmemeyi seçebilmektir.
Unutmayın ki
Bir kibrit çakmak bir saniye sürer. Ama yanan bir ormanın yeniden yeşermesi yıllar alır.
İnsan ilişkileri de böyledir. Bazen sadece beş saniyelik bir bekleyiş, yıllarca emek verilmiş bağları kurtarır.
Bir cümleyi geri alamazsınız. Bir tokadı silemezsiniz. Bir bakışı unutturamazsınız. Ama hepsini önleyecek kadar uzun bir zamanınız vardır. Sadece beş saniye.
ve bu uzun 5 saniye ardından bir o kadar da kısa ömür dediğimiz!
Aşk’la,