TUMEDHABER İZMİR'İN GÜÇLÜ SESİ
HABERLER Köşe Yazarları Kör Kuyularda Bırakanı Affettikçe, Kendine Ettiğin Zulmü Düşün
Köşe Yazarları

Kör Kuyularda Bırakanı Affettikçe, Kendine Ettiğin Zulmü Düşün

Bazı kuyular vardır; dibini görmediğin, nefesinin yetmediği, seni sadece bir başına değil, eksik bırakmak için kazılmış… Ve o kuyunun başından ayrılıp gidenlerin ardından, spiritüel bir nezaketle el sallamam bekleniyor benden/bizden. “Hadi,” diyorlar, “Affet ki enerjin temizlensin. Bir nefes al, hepsini evrene bırak.” Ben orada duruyorum. Çünkü o kuyunun dibindeki o soğuğu tatmamış, tırnaklarıyla o duvarları […]

Özlem TUNÇ 28 Nisan 2026
14.2K OKUNMA
4 DK OKUMA

Bazı kuyular vardır; dibini görmediğin, nefesinin yetmediği, seni sadece bir başına değil, eksik bırakmak için kazılmış…
Ve o kuyunun başından ayrılıp gidenlerin ardından, spiritüel bir nezaketle el sallamam bekleniyor benden/bizden.
“Hadi,” diyorlar, “Affet ki enerjin temizlensin. Bir nefes al, hepsini evrene bırak.”

Ben orada duruyorum.

Çünkü o kuyunun dibindeki o soğuğu tatmamış, tırnaklarıyla o duvarları kazımamış olanların sunduğu o pembe reçeteler, bazen haksızlığın kendisinden daha çok can yakıyor.
Toksik pozitiflik bu durumu anlatan iki kelime…
Her konu gibi bunu da toksik hale getiriyoruz. Bu, aldığım eğitimlerin, okuduğum okulların ya da bildiğim psikolojik tekniklerin çok ötesinde bir yer
Bu, insan olmanın en çıplak hali!

Affetmek Bir Erdem mi, Yoksa Kendine İhanet mi?

Psikoloji kürsülerinde “Boş Sandalye” tekniğiyle hayali hesaplaşmalar yapmayı, hiç gönderilmeyecek mektuplarla iç dökmeyi öğrendik. Seans odalarında bu yöntemler bazen düğümleri çözer, kabul.
Ancak hayat, o odanın dışında çok daha köşeli ve sert akıyor. Affetmek, modern dünyanın bize pazarladığı kadar “hafif” ve “anlık” bir geçiş değil.

Ben evliya değilim. Ben, o kör kuyuda bırakılan Özlem’im. İnsanım ve affedemediklerim var.

Eğer bir haksızlığı, bir ihaneti ya da bir sömürüyü “spiritüel bir olgunluk” maskesi altında hemen affedip rafa kaldırırsak, aslında o kör kuyuyu kendi ellerimizle derinleştirmiş olmaz mıyız?
Affetmek, bazen karşı tarafı azat etmek değil, kendine ettiğin zulmün altına imza atmaktır.

Nefes Seansları ve Sahte Cennetler

Etrafta bir “affettim, bıraktım, ışığa karıştım” korosu var. Bireysel olarak bu derinlikten uzak, hızlı tüketim tarzı ruhsal arınmalara karşıyım. Bir nefes alışla, yılların yükünü bıraktığını sanmak sadece geçici bir anestezi etkisidir. Gerçek iyileşme, öfkenin hakkını vermekten ve haksızlığın adını koymaktan geçer.

Affetmiyorum.

Çünkü affetmemek, bir nefret yükü taşımak demek değildir.
Aksine; “Senin bana yaşattığın şeyin bir bedeli var ve ben bu bedeli görmezden gelerek kendi değerimi küçültmeyeceğim” demektir. Bu bir duruştur.
Sınırlarını, onurunu ve o kuyudan çıkarken harcadığın emeği koruma biçimidir.

Kendi Kuyunun Başında Beklemek

Bizi o kuyularda bırakanları affetmeye çalışmak için harcayacağımız mesaiyi, kendimizi o kuyudan nasıl çıkardığımızı anlamaya harcamalıyız. Eğer o derinlikten kendi çabanla, yaralarınla ve tırnaklarınla çıktıysan, seni orada bırakanı affetme zorunluluğun yoktur.

Bazen en büyük özgürlük, affetmemenin o vakur sessizliğine yerleşmektir.

Zulme “tamam” demek yerine, o zulmü unutmayan bir hafızayla yürümek, bizi daha az ruhsal yapmaz, bizi daha çok “insan” yapar.
Ve emin olun, kendi adaletini kendi içinde sağlamış bir ruhun huzuru, hiçbir sahte affedişin veremeyeceği kadar derindir.

İnsan zihni, sadece teorilerle veya temennilerle çalışmaz; en derinde, bizi hayatta tutmaya kodlanmış bir mekanizma vardır: Amigdala.

Amigdala, bizim duygusal hafızamızın nöbetçisidir. Ve bu nöbetçi, koruma mantığını “affetmek” üzerine değil, “öğrenmek” üzerine kurar.
Elin bir kez sobada yandığında, amigdala sana o sobayı affetmeyi, ona sevgiyle yaklaşmayı veya “sobanın da çocukluğu zordu” demeyi öğretmez. Sana o sobaya bir daha dokunmamayı, o yakıcı sıcaklığı unutmamayı ve mesafeni korumayı öğretir.

Çünkü amigdalanın derdi huzur değil, hayatta kalmaktır.

İşte “toksik pozitiflik” tam da burada biyolojimizle çatışıyor. Bizi o kör kuyularda bırakanları, canımızı yakanları, ruhumuzu sömürenleri “affetmemiz” gerektiğini söyleyenler, aslında bizim savunma sistemimizi, yani ruhsal amigdalamızı devre dışı bırakmamızı istiyorlar. Sobayı affettiğinde, elinin bir kez daha yanmasına davetiye çıkarırsın.

Ruhsal yanıklar da tıpkı fiziksel olanlar gibidir izi kalır, sızısı hatırlanır ve o sızı seni bir sonraki tehlikeye karşı uyanık tutar.

Affetmemek, bir nefret yükü değil, amigdalanın bize sunduğu bir “güvenlik protokolüdür.”
Bizi bir kez o kör kuyuda bırakanın, elimizi bir kez daha yakmasına izin vermeme kararlılığıdır.

Eğer sobayı affedip tekrar dokunuyorsan, bu olgunluk değil, kendine ettiğin en büyük zulümdür. Biz evliya değiliz, biz amigdalası olan ve acıdan ders çıkaran insanlarız.

Ve bazen en büyük şifa o mesafeyi korumak, o yanığı unutmamak ve o sobayı olduğu yerde, yani kalbimizin uzağında bırakmaktır.

ve yine de AŞK’la

EDİTÖR

Özlem TUNÇ

"Psikolog | Girişimci | Yazar | İzmir TUMED Gönüllüsü Özlem Tunç, İzmir’de yaşayan deneyimli bir girişimci, psikolog ve yazardır. Psikoloji alanındaki birikimi ve sahadaki sağlık alanında 27 yıllık tecrübesi; onu toplumsal mücadele gerektiren konularda aktif sorumluluk almaya yönlendirmiştir. İnsan hakları, kadın güçlenmesi, bağımlılıkla mücadele ve etik sağlık hizmetleri gibi alanlara duyarlılığıyla tanınan Özlem, TUMED çatısı altında toplumsal etki yaratmayı amaçlayan çalışmalara katkı sunmaya devam etmektedir."

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap