
“Yağ satarım, bal satarım ustam ölmüş ben satarım…”
Bir çocuk oyunu diye geçeriz. Son dizesi yıllardır değişmez sanıyoruz.
Oysa hayat, oyunun sözlerini çoktan güncelledi:
“Yağ satarım, bal satarım; insanlık ölmüş, yalan satarım.”
“Özlem, abartma,” dediğinizi duyar gibiyim.
Abartmıyorum. Hepimiz ne dediğimi gayet iyi biliyoruz.
Kırk yaş ve üstü mükemmelliği diye bir şey var.
Ne gençliğe haksızlık eden bir acele, ne de yaşlılığın ağırdan satışı. Tam kıvam. Tecrübe birikir, anlam hassasiyeti artar, hâlâ enerjin vardır.
Kırkta insanın gözü keskinleşir.
Parlatılmış yalanı yağ zannedenleri, şerbetlenmiş çıkarı bal sananları uzaktan seçersin.
Ve evet, her kuşak kırklara gelince bu cümleleri kurar; çünkü hayatın filtresi o yaşta iyice netleşir.
Asıl mesele yaş değil.
Mesele, toplumun karakterini “insan harcama sanatı”na adayanlar.
İşine geldiğinde över, işine gelmediğinde yerin dibine sokar.
Dün alkışladığını bugün linç eder. Başarıyı kendine yazar, hatayı başkasının sırtına asar.
Yalanı mendil gibi elinde taşır; tur bittiğinde birinin arkasına bırakıp koşar. Ebe kalan yine biz oluruz.
Şimdi o oyunu hatırlayalım:
Mendil sessizce bırakılır, sen fark etmezsen “ebesin.” İşte tam burada metafor, hayatın göğsüne saplanır. İtibar, güven, emek…
Hepsi fark etmediğimiz bir anın arkasına bırakılan mendile dönüşür.
Dönüp bakmazsak, “yalan” ebe olur; peşimize düşer.
Peki çözüm?
Balı yeniden bala, yağı yeniden yağa döndürmek. Yani isimleri haklarına iade etmek.
- Şeffaflık, “dobra dobra konuşmak” değildir; bilginin hesabını verebilmektir.
- Güven, “kanım ısındı” değildir; tutarlılığın zamanla kurduğu köprüdür.
- Saygı, “like” değildir; emeğe yer açmaktır.
Kırkından sonra anladığım şu: Yalan, en çok acele edenleri sever. Panikle koşanı, hemen hüküm vereni, kalabalığın sesine sığınanı. O yüzden frene basmak, soruyu büyütmek gerekir:
“Bu bilgi kimin işine yarıyor?”
“Bu öfke kimi temize çekiyor?”
“Bu alkış neyin üstünü örtüyor?”
“Duyan duymayana anlatsın, öğretsin.”
Önce kendi evini, sonra masanı, sonra itibarını.
Birinin mendili arkana bıraktığını fark ettiğin de sakince dönüp sor; açıklık rica et, birlikte netleştir.
Çünkü insanlık ölmedi; biz uyanık olmayı unuttuğumuz için yalan bu kadar rahat koşuyor.
Ve şimdi pratik kısım:
- İlk 1 ay kuralı: Duygusal ilişki değilse ilk 1 ay kuralı kesin çalışır.
İlk 15 gün: Kendine ait ince ayrıntılar, eksiklikler, sınırların hepsini net belirt.
Sonraki 15 gün: Sana dair karşı tarafın tavırlarını gör.
Bu bana ait bir etkileşim modeli ve hiç şaşmıyor.
Mutlaka errorr veriyor insan satıcıları ve sen de kalan sağlar bizimdir ile hayata devam et.
Ve sen
—evet, evet sen—
bir insanla ilk iletişime geçtiğinde içinden gelen ilk his en büyük yol göstericin; bunu göz ardı etme.
incinirsin…
Aşk’la
Özlem TUNÇ
Psikolog/ Yazar