İçimde Açan Beyaz Bir Çiçek Her Rengi Barındıran
Sanki yıllarca kapalı kalmış bir pencereden süzülen ilk ışık…
Tozumu silkeleyen bir sabah rüzgârı gibi hafif, ama etkili.
İlk kez nefes alır gibi…
Derin, korkusuz, yepyeni bir mutluluğu içime çekerken.
Ne o bildik neşe,
ne de gülümseyip içten içe ağlayan eski maskelerden biri bu.
Bu başka.
Geçmişin karanlığını yırtan bir şey bu.
İçimde yanan lambanın birdenbire dışarıya taşan ışığı gibi…
Haziran, çok masumsun bana.
Ama bu masumiyet çocukça değil.
Kırılgan hiç değil.
Sen; savaştan çıkmış ama pes etmemiş bir ruhsun.
Kırılmış camlarını toplayıp içinden güneş sızdıran bir ev gibi…
Mağruriyetle duruyorsun karşımda:
Başı dik, kalbi yumuşak.
Sen ne Temmuz’un yakıcı yangınısın,
ne de Mayıs’ın geçip giden serinliği…
Sen, geçmişin küllerinden usulca doğrulan bir sessizlik gibisin.
Sokaklara çocukluğumdan kalan yasemin kokusu gibi…
Görünmeden gelen ama içime işleyen o tanıdık his gibi…
Yumuşak, derin ve gerçek.
Haziran, böyle miydin?
Tenhada açan beyaz bir yasemin gibi…
Kimseler görmese de kokusuyla dünyayı saran bir güzellik gibi…
Ve bir ses yükseliyor derinden:
“Artık güzel şeyler olacak.”
Ve ben gülümsüyorum.
Henüz hiçbir şey tam değil belki…
Ama belki de Haziran,
Tamamlanmak için umut etmenin yettiğini fısıldıyordu.
AŞK’LA
Özlem TUNÇ
