
Bir sabah uyandınız ve mutlusunuz. Güneş güzel doğmuş, kahveniz tam kıvamında, içiniz kıpır kıpır…
Ama biri geliyor ve diyor ki: “Bu kadar neşeli olmak normal değil.”
Başka bir sabah, içiniz daralmış, moraliniz bozuk, hayata karşı isteksizsiniz.
Yine birileri çıkıyor: “Depresyondasın, bu iyiye işaret değil.”
Peki, normal nedir? Kim karar verir?
Etiketleme Hastalığı !
Yaftalamayı seviyoruz. Ötekileştirmek hoşumuza gidiyor. İnsanları belli kalıplara sokup, onların içinden çıkmamalarını bekliyoruz. Oysa insan, bir kalıba sığmaz. Bir gün coşkuyla kahkahalar atarken ertesi gün sessizliğe bürünebilir. Bu dalgalanmalar, hayatın doğal akışıdır.
Ancak sosyal medya ve popüler kültür, ruh halimize bile müdahale eder hale geldi. Herkes bir diğerini analiz ediyor, teşhis koyuyor, hatta tedavi öneriyor.
Psikolojik rahatsızlıklar artık günlük konuşma dilinin parçası olmuş durumda.
“Ben çok düzenliyim, obsesif-kompulsifim.”,
“Mutsuzum, depresyondayım.”,
“İnsanlarla iletişim kuramıyorum, galiba sosyopatım.”
Oysa psikopatoloji, yüksek uzmanlık gerektiren bir alan. Birkaç sosyal medya gönderisi ya da popüler bir psikoloji kitabı okuyarak kendimize veya başkalarına teşhis koyamayız. Bunu yaparsak hem kendimize zarar veririz hem de gerçekten profesyonel yardıma ihtiyacı olan kişilerin sesini duyulmaz hale getiririz.
İnsan Olmanın Doğası…
Hayatın inişleri çıkışları vardır. Bazen mutlu, bazen hüzünlü olabilirsiniz. Bazen sosyalleşmek, bazen yalnız kalmak isteyebilirsiniz. Bunların hiçbiri sizi anormal yapmaz. Ancak evet, profesyonel destek gerektiren durumlar da vardır ve bunları göz ardı etmemeliyiz. Sürekli ve derin bir mutsuzluk, işlevselliği bozan duygu durumları, travmalar ve ağır psikolojik belirtiler, uzman desteğini gerektirir. Fakat bu karar, TikTok’taki bir videoya ya da bir arkadaşınızın yorumuna bırakılmayacak kadar hassastır. O yüzden, kendi doğanıza güvenin. İç sesinizi dinleyin. Ruh halinizi sosyal medyanın filtresinden değil, kendi gerçeğinizden okuyun. Ve en önemlisi, zehirlenmeyin. Aşk’la…
